Selimiye notları - Yenihayat'ın TadıYenihayat'ın Tadı
Otel, Seyahat, Yeme - İçme

Selimiye notları

19 Haziran 2017

Independent gazetesinin “The Real Turkey” başlığıyla haber konusu yaptığı Selimiye, son yıllarda pek popüler. Antik adı Hydas olan Selimiye‘nin çevresinde üç kale kalıntısı var. Biri Selimiye’nin en yüksek tepesinde, diğeri Sarıkaya tepesinde, sonuncusu ise Kızılköy Mahallesi’ndeki Aşarkale‘de. Selimiye, Bodrum-Marmaris arasında seyreden mavi yolculuk teknelerinin uğrak yerlerinden biri. Yeşillikler içindeki köyün suyu genelde temiz ve durgun. Tekne yoğunluğu suyu zaman zaman kirletiyor, bunu da belirtmekte fayda var. Selimiye‘de kumsal yok, pansiyonlar ve işletmeler kendi önlerini plaja çevirmiş. İşletmeler dediğim restoranlar. Gündüz denize girdiğiniz yerler, akşam saatlerde restorana dönüşebiliyor. Belli bir ücret karşılığında denize girebiliyorsunuz. Bu sene ise 2 kilometre ötedeki “Sığ Liman”a halk plajı yapılıyormuş. Kumu tertemiz, pırıl pırıl…

Mutlaka ama mutlaka tekne turu yapmanızı tavsiye ederim. Çevrede inanılmaz güzel koylar var. Birçok firma (genelde köyde yaşayanlar) tekne turu düzenliyor, bütçenize göre seçim yapabilirsiniz. Konakladığınız otelden bu konuyla ilgili yardım alabilirsiniz. Çünkü; bazılarının kendi tekneleri var.

SELİMİYE’YE ULAŞIM
Selimiye‘ye Milas (Bodrum) ve Dalaman‘ı kullanarak ulaşmak mümkün. Milas‘tan yaklaşık 2,5 saat, Dalaman‘dan da yaklaşık 2 saat sürüyor. Akyaka‘yı geçtiğinizde Akçapınar köyüne girip tost yiyebilir, Orhaniye‘deki Kız Kumu Plajı‘nda denizin ortasında yürüyebilirsiniz. Denizin ortasında yürüyebilirsiniz diyorum çünkü, insanlar buraya denize girmek için değil yürümek için geliyor. Şortunu giyen suyun içinde yürüyor, fotoğraf çektiriyor. Çeşitli hikayeler var buranın oluşumuyla ilgili, merak edenlerin araştırmasını tavsiye ederim. Kız Kumu‘ndan sonraki yol çok keyifli ama biraz virajlı, dikkatli gitmekte fayda var. Eğer vaktiniz varsa Turgut şelalesini de uğrayabilirsiniz. Eğer aracınız yoksa Dalaman havaalanından Havaş servisleriyle Marmaris termaline gelip, dolmuşa binerek Selimiye‘ye ulaşabilirsiniz.

Akçapınar köyüne tost yemek için uğrayabilirsiniz. Köye ilk “Akçapınar” tabeladan saparsanız Okaliptüs ağaçlarının gölgesinde tost yiyeceğiniz yere varabilirsiniz.

SELİMİYE’DE KONAKLAMA
Geçtiğimiz yıl Selimiye Mavisi‘nde bu yıl da Sakız Butik Otel‘de konakladım. Sakız Butik Otel‘in 8 taş odası var. Odalar geniş ve ferah. Kapısının önünde de ufak bir balkonu var. Yeşillikler içerisinde balkondan çıkıp, birkaç adımda deniz kenarındaki iskeleye ulaşabiliyorsunuz. Oda+kahvaltı fiyatı 350 lira. Fiyatları sezonuna göre değişebilir, siz teyit etmeyi ihmal etmeyin. Selimiye‘de lüks anlamında pek bir şey beklemeyin. Biraz köy hayatı, biraz modernleşme derken sakin, huzurlu ve dinlendirici bir tatil yapılabilir. Selimiye‘nin girişindeki “Köyümüze hoş geldiniz” tabelası bulunuyor. Pansiyon, butik otel tadındaki küçük işletmeleri gördüğüm kadarıyla orada yaşayanlar işletiyor, anlayacağınız çoğu aile işletmesi.

Konakladığım Sakız Otel’in kahvaltısı. Deniz kenarı püfür püfür esiyor. Masadakiler de az ama öz.

“Nerede konaklayabilirim?” sorularına cevap aramadan önce nasıl bir yerde konaklamak istediğinize vermenizi tavsiye ederim. Denize sıfır, iskelesi olan pansiyonlarda mı, yoksa tepede/yukarıda bulunan ve denizle bağlantısı olmayan işletmelerde mi? İkisinin de artıları olduğu kadar eksileri de var. Deniz kenarındaki pansiyonların en büyük avantajı birkaç adımda kendinizi denizde bulabiliyorsunuz. Tepede/yukarıda bulunan oteller ise manzara bakımından harika ama denize uzak olmaları eksi not. Elbette hepsinin alıcısı farklı, tercih sizin.

Loca Otel‘i çok yakın bir arkadaşımdan duydum. Birkaç senedir her yaz oraya gidiyor ve çok da memnun. Ben de merak ederek oteli keşfe gittim ve gerçekten dediği kadar varmış. Tekirdağlı bir ailenin Selimiye‘deki 5. yılı. Onlar da kısa zaman içerisinde kendi müşteri kitlesini yaratmış.

Loca Boutique Hotel’in meşhur havuzundan Selimiye koyu böyle gözüküyor.

Instagram tavsiyelerinde de en çok Badem Tatil Evi, Swan Lake, Kekik Butik Otel ve Turgut‘ta bulunan Ella Yatch Club ismi yazıldı, bilginiz olsun.

SELİMİYE’DE NE YENİR, NE İÇİLİR, NERELERE GİDİLİR?

Thyssanos – Söğüt köyü
İlk olarak Selimiye‘ye 20 dakika uzaklıktaki  Söğüt köyünde bulunan Thyssanos ile başlayacağım tavsiyelere. Takip edenler bilir, geçen sene de  Thyssanos‘a gidip büyük keyif almıştım. Denize sıfır konumu, mezelerin tazeliği ve sahiplerinin misafirperverliği insanı iyi hissettiriyor. Selimiye tavsiyesi istediğimde Thyssanos ismiyle beraber Ömür bey (serviste) ve Cem bey‘in (ızgarada) ismi de neredeyse tüm mesajlarda yazıldı. Hatta birçok takipçim selam iletmemi istedi. Aile işletmesi olan Thyssanos‘ta geçen senenin (Selimiye‘deki ikinci akşamımda Lipsos‘a gittim orada yiyeceğim için ızgaralara pek girmedim) aksine bu sene hiç ızgara ürün yemeden, farklı tatlar denedim. İçi deniz ürünleri dolu kabak çiçeği, daha önce hiçbir yerde görmediğim ve şiddetle tavsiye edeceğim tabaklardan. Sabah bahçeden topladıkları fasulye, akşam tereyağında (sarımsak-tereyağı kokulu) kavrulmuştu. Edamame gibi, sınırsız yiyebileceğiniz bir ara sıcak. Füme (kendileri fümeliyor) uskumru, balıkçı böreği (deniz ürünleriyle dolu börek) ve keçi peyniri ızgara da diğer tavsiyelerden. Tatlılar ise beklediğimden daha iyiydi. İrmik helvasıyla keçiboynuzlu sütlaç için yer ayırmanızı tavsiye ederim. Ahtapot, kalamar, sübye kokoreç konusunda da ızgaranın başındaki Cem bey‘e güvenebilirsiniz. Çünkü; gerçekten çok iyi bir pişirici kendisi.

Piano Jazz Bar
Selimiye‘nin öyle gece hayatı yok. Öyle bir beklentiniz varsa eğer direkt üzerini çizebilirsiniz. Teknesi olanlar teknesinde, denize sıfır pansiyonu olanlar iskelede, dışarıda takılmak isteyenler de Piano Jazz Bar‘a gidiyor genellikle yemek sonralarında. Selimiye‘nin canlı müzik yapan tek işletmesi diye biliyorum. Canlı müzik kulağı okşuyor, insanı daha da keyiflendiriyor ama içki menülerini elden geçirmelerini tavsiye ederim. Fiyatları da bana biraz yüksek geldi. 50’lik bira 25, kadeh şarap 25 (Sadece Kapadokya şarapları var ve bence çeşitlilik gerek), kokteyller de 40 lira.

Kahve, tatlı ve güleryüzlü bir hizmet; Ceri Cafe
Sezonunda olan meyvelerden çeşit çeşit tatlılar yapan, katkı maddesi kullanmayan, köyün ilk kafesi olan bu işletmenin adı Ceri Cafe. Listenizde mutlaka olmalı. Selimiye‘de kaldığım iki günde toplamda 4 kez kahve içmeye gittim. Şu satırları yazarken espresso macchiato‘su nasıl iyi giderdi anlatamam. Günün hangi saati giderseniz gidin, nefis bir tatlı ve harika bir kahve içebilirsiniz. Çünkü; kahveleri Nespresso. Aslında bu tip bir işletmenin Nespresso gibi kaliteli/pahalı kahve kullanması delilik ama işletmeyi biraz tanıdığımdan dolayı ve malzeme kalitesinden ödün vermediklerini bildiğim için durumu normal karşılayabiliyorum. Eğer varsa şeftalili ponçik yoksa o gün fırından ne çıktıysa denemenizi tavsiye ederim.

Selimiye’de çarşamba günleri pazar kuruluyor. Köyden ya da çevre köylerden gelen sebzeler-meyveler satılıyor. Büyük bir pazar bekliyordum ama 14-15 tezgahtan oluşuyor. Gözleme yapan iki abla var, yemedim ama gözlemelerini birçok takipçim övdü. Sizin aklınızda olsun.

Paprika‘ya bu sene fırsatım olmadı ama geçen sene uğradığımda farklı tatlılar deneyip, göze hoş gelen sunumlarla karşılaşmıştım. Pişmaniyeli tiramisu, haşhaşlı irmik, süt reçelli cheesecake, keçiboynuzlu muhallebi, dondurmalı enginar tatlısı gibi farklı ve kolay bulunmayan tatları var. Pamuk şekerli-çilekli limonata ile Guinness biralı bitter çikolata hem göze, hem damağa hem de Instagram‘a güzel gidiyor.

Lipsos Restaurant – Selimiye köyü
Lipsos, köyün yeni işletmelerinden. Restoranın ortaklarından Poyraz bey, hem Selimiye köyünden hem de burada uzun yıllardan beri bu sektörde çalışmış. Mutfağa da servise de oldukça hakim ve neredeyse her müşterisini tanıyor. Yeni olmasına rağmen Poyraz bey sebebiyle kısa zamanda adından söz ettireceğe benziyor. Mutfakta ise restoranın diğer ortağı İbrahim bey var. Bir gün önce yemek yediğim Söğüt‘teki Thyssanos‘un mutfağındaki Cem bey‘in kardeşi. Zaten burada herkes birbirinin akrabası… Gelelim yemeklere; bilindik mezeleri bir kenara koyup buraya özellerden bahsetmek istiyorum. Kara börülcesiyle ahtapot turşu mutlaka sipariş edilmesi gereken soğuk mezelerden. Fümeledikleri uskumru da unutulmaması gerek. Bir de akya balığı fümeliyorlarmış ama gittiğimde yoktu. İçi deniz ürünleri dolu böreğimsi ara sıcak ile toplanması oldukça zahmetli olan kabak çiçeğinin içi peynirle doldurulmuş ve yağda kızartılmış. Hem hafif hem de lezzetliydi. Kalamar dolma, beğendili karides ve ara sıcak diye sipariş etsek de ana yemek kıvamındaki ahtapot ise gecenin yıldızlarıydı. Tatlıya yeriniz kalırsa muhallebi kıvamındaki bademli tatlıyı (üzeri milföy kırıntılı) da denemenizi tavsiye ederim.

Kapanış notları;

  • Gidiş ya da dönüş yolunda, yol üzerindeki Mavi Pide‘yi birçok gazetenin “En iyi 10” listesinde görmüştüm. O listelere pek güvenmesem de yolum düştüğü için uğramak istedim. Keşke uğramasaydım, çünkü hiç memnun kalmadım. Servis ve hizmet çok kötü, pideler ise standart. En azından ilk deneyimim böyleydi, ikincisi için aceleci olmayacağım.
  • Dinlenme, huzur bulma, rahatlama tatili arayanlara Selimiye’yi tavsiye ederim ama bayramda değil. Artık keşfedildiği için bayamda buralar yaşanmaz hale geliyormuş. Ben değil, buralılar söylüyor. Hatta; senenin büyük bir bölümü burada yaşayan çok yakın arkadaşımın ailesi bayramlarda Selimiye’den kaçıyor.
  • Sabah köyde yürüyüş yapıp, Ceri’de kahve içmek çok keyif veriyor. Üzerine; deniz kenarında kahvaltı, pansiyona ait iskelede kitap/gazete keyfine güneşlenme ve yüzme eklenince “Ohhh be!” diyor insan. Sezon öncesi olması sebebiyle de her yer bomboştu, işte istediğim tatil buydu.
  • Köyün en bilinen adresi kesinlikle Sardunya. Selimiye’nin adının duyurulmasında başrol oynayan işletmelerden. Orası çok bilindiği için oraya gitmek yerine, orada yetişen ve kendi yerlerini açan işletmelere gitmeyi tercih ettim. Giden arkadaşlarım çok fark olmadığını, artık Sardunya’nın ismini kullandığını ve fiyatların da diğer adreslere göre daha yüksek olduğunu belirtiyor. Ayrıca; Sardunya’nın önünde hep tekneler bağlı. Yani; oturduğunuzda deniz değil tekne görüyorsunuz. Ama yine de deneyimlemek sizin elinizde.
  • Güneşin dağın ardından batışını seyrettikten sonra arabaya atlayarak dağı aşıp bi’ de denize doğru batışını seyretmek çok keyifli.
  • Birçok işletme sebzesini meyvesini kendi bahçesinde yetiştiriyor.
  • Badem Mantı‘nın İstanbul’da da şubeleri var ama burası doğdukları yer. Yaprak sarma, mantı ve çikolatalı mantıları tam bir öğle yemeği.
  • Bülent’in Mutfağı; Zeytinyağlı yemekleri meşhur. Bir öğle vakti uğrayabilirsiniz.
  • Okul Cafe; Gelirinin tamamı okul aile birliğine ait Okul Cafe’de çay/kahve içip denizi izleyin.

Yorumlar

yorum

İlginizi Çekebilir